ELELE DERGİ

1000 yıllık saray halıları hayat buluyor

– Ahmet Bey, antika hali tamirciliğine nasıl başladınız?
1972 yılında Aksaray’da doğdum. Ilk, orta ve lise öğrenimimi Aksaray’da tamamladım. Lise yıllarında bir hobi olarak başladığım ipek hali tamirciliğini, günün birinde meslek haline dönüştüreceğimi hiç düşünmeden devam ettim. 1989’da Istanbul’a geldiğimde hem tatil yapıyor hem de çalışıyordum. Yaptığım iş yine halıcılıktı. 1989-1994 yılları arası çıraklık ve amatörce yaptığım antika hali tamirciliğini 1994’ten sonra profesyonel hayatıma taşıdım. İlk atölyemi de bu tarihte açtım. Hobi olarak başladığım halıcılık o tarihten bu yana asli mesleğim oldu.
Yurt dışı sergilerinde ipek halı dokuması ve tamirinin incelikleri üzerine de gösterileriniz olmuş. Bugüne kadar sanatımı en iyi şekilde icra etmeye çalıştım ve marka olma yolunda büyük adımlar attım. Hedefimi birkaç yıl sonra yurt dışına açılarak bir nebze olsun başarmış oldum. 1998’den beri Japon hali firmalanrının davetlisi olarak her yıl Japonya’ya seyahatlerim oluyor. Dünyanın büyük kapitaline sahip Japon halkına Türk halısını tanıtmaktan ötürü sonsuz bir mutluluk hissediyorum. Bu modern ülkeyi Kore ve Dubai izledi. Tamir sanatı çok ince bir el sanatı olmakla birlikte sanat ve zanaat tarihinin yaşatılmasına dair önemli bir katkıdır diye düşünüyorum.

“Tamir esnasında halıyla bütünleşmek zorundasınız. Gözleriniz parmaklarınızın ucunda olmak zorunda”.

– Türkiye’de de buna benzer sergiler düzenleniyor mu?
Ne yazık ki ülkemizde yok. Sadece Swiss Otel’de Dünya Antika Halıcılar Günü yapılmıştı. O sergiye katılmıştım. Genellikle Türk esnafı yurt dışındaki sergilere katılıyor.

– Neleri tamir ediyorsunuz peki?
Feshane dediğimiz ipek halıların, eski Iran halılannın, Kafkas halılarının ve büyük ebatlı halıların yer yer patlamış ve yırtılmış, yüzeyi aşınmış, saçakları
çürümüş, püskülleri dökülmüş olanlarını tamir ediyoruz. Patlak ve yırtılmış kısımları, atkıları ve geçkiled yenileyerek yeniden dokuyoruz. Halinin aşınmış yüzeyine ‘hav’ diye tabir edilen tüylendirme yapıyoruz. Çürük kısımlan keserek o bölgeyi aslına uygun olarak örüyoruz. Eskimiş kenar örgülerini söküyor yerine halının özelliğine uygun kenar örgüsü ve saçak örüyoruz. Yanık ve ağır lekeli kısmı alıp tekrar örüyoruz.

– Hali ve kilim tamiri arasında bir farklılık var mı?
Halı tüylü bir madde. Kilim de el işçiliği ile yapılan tüysüz sergi malzemesi. Kilimin tüysüz olmasının sebebi modellerin daha yatay görünmesi ve daha belirgin olması. Kilim dokuma tekniğinde halıda “geçgi” diye tabir ettiğimiz malzeme kullanılıyor. Ancak yün halıda iki geçginin arasına bir ilmek atarak tüylendirme yapılıyor. Buna da halı deniyor zaten. Halının içindeki teknik kiliminkiyle aynı. Biz ‘hasır’ diyoruz ona. Düğüm atmadığınız zaman sırf geçgi yaparsanız kilim oluyor. Bir usta için hali ve kilim tamiri arasında fark yok aslında. Bu konuda amatör biri için mutlaka ki bazı farklılıklar olacaktır. Kimilerine göre halı tamiri biraz daha kolay nitelendiriliyor.

– İyi bir tamIrin kriterleri nedir?
Iyi bir hali tamiri yapmak için önce halının kimliğini ortaya çıkarmak gerekiyor. Iran mı, eğer Iran’sa neresinden dokunmuş, düğüm tekniği nasıl, ip bükümü nasıl? Türk halısıysa yine aynı; Ladik mi, Milas mı, Doğu halısı mı, Anadolu halısı mı bunlara bakmak lazım. Tüm bu islemlerden geçildikten sonra o yörenin ipleri ve dokuma teknikleri belirlenir, boyaması yapılır. Çünkü bir Kayseri halısına Malatya halı malzemesi kullanamazsınız. Bu halının karakterine aykın gelecektir. Çünkü halıdaki orijinal malzemeyle şimdiki kullandığımız malzeme karakterlerinin aynı olması gerekiyor. Bunlar çok ince ayrıntılar olup, aynı zamanda da çok önemlidirler. Tamir kalitesini belirleyen detaylardır bunlar. Bir tamirin kalitesi ayrıntılarda gizlidir.

– Düğüm tekniklerinden bahsettiniz. Kaç çeşit düğüm var?
Dünyada kullanılan birkaç çeşit düğüm var. En önemliled, kravat düğüm denilen Hereke ipek düğümü, Anadolu halılanna atılan bildiğimiz yün düğümü ve Iran’da Fars düğümü dediğimiz yan açık düğüm.

– İyi bir ipek hali tamircisi olmanın sırrı nedir? Mesleğin zorluklarını kısaca aktarır mısınız?
Antika hali tamirinin bir okulu yok, çekirdekten yetişiyorsunuz. Özellikle ipek hali tamirinde tabir-i caizse mesleğin ‘tükenmekte olan kelaynak kuşları’ olarak kaldık. Istanbul genelinde iki kişiyiz. Bu rakam Türkiye genelinde 4 kişiyi geçmiyor. Ne yazık ki ustalanmız bu işi bırakmak zorunda kaldılar. Antika halı tamirciliğini belli bir yaşa kadar yapabiliyorsunuz. Siz bırakmasanız da vakti geldiğinde o sizi bırakıyor. Tıpkı futbolculuk gibi nankör bir meslek.
Gençlik yıllannızda bütün göz nurunuzu bu halılara aktmak zorunda kalıyorsunuz yoksa para kazanmanız imkansız. 40- 45 yaşlarında mesleğe veda etmek en doğrusu diyorum ben. Iyi bir antika halı tamircisi olmanın ilk şartı kendinizle barışık olmanız. Bence bir tamir insanın ruh halını gösterir. Tamirin istenilen kalitede çıkmayşının sebeplerinden biri işinizi çok severek yapmayışınızdır. İğne, halının içinden geçerken onu ruhunuzda hissetmelisiniz, eğer problemli bir kişiliğiniz varsa o tamir, iyi usta da olsanız kesinlikle kötü çıkar. Tamir esnasında halıyla bütünleşmek zorundasınız. Gözleriniz parmaklarınızın ucunda olmak zorunda.

– Eski halılar ile yenileri arasında ne tür farklılıklar gözlemliyorsunuz?
Eski dokunan halılann en büyük özelliği kök boya olması. Günümüzde kök boya olayı kalmadı. Genellikle kimyasal boyalar kullanılıyor. İpekte genellikle krom diye tabir ettiğimiz krom boya kullanılıyor. O da sağlam oluyor ama 100 yıl önceki boya tekniğinin yerini tutmuyor. Kök boya ile boyanmış bir halının uzun yıllar ayakta kalabilmesinin nedeni kullanılan boyanın kalitesi ve daha kalıcı olması.

– En büyük ipek hali tamiratınız neydi?
Geçen yıl bir Feshane ipek halısını tamir etmiştim ki değeri 700 bin dolar civarıydı. Yüzyılllık bir halıydı. Onu tamir etmek bile ayrı bir heyecan, ayrı bir keyifti benim için. Halı ne kadar kaliteli olursa siz de o kadar dikkatli ve titiz davrarnyorsunuz.

– Genç kuşağın ipek halı tamirine ilgisi nasıl? Yeni ustalann yetişememesini neye bağlıyorsunuz?
Kimi mesteklerde olduğu gibi bizde de çıraklık, kalfalık ve ustalık dönemi var. Ustalık öncesi yaklaşık 6 yıl gibi bir zaman dilimi söz konusu ki ancak o zaman bu meslekten para kazanır hale geliyorsunuz. Maalesef şimdiki gençler yeterince sabırlı değiller. Gerçekten bu iş çok incecik ve profesyonellik gerektiriyor. Neredeyse ipek tamirinde usta yetiştiremiyoruz. Gelen çırak, işten çok bir an önce para kazanmayı düşündüğünden, daha usta olamadan bu işi bırakmak zorunda kalıyor. Günümüzde neredeyse her şey maddiyata dayanıyor. Eskiden büyüklerimiz çocuklarını bir zanaat dalına verirken ustaya ‘eti senin kemiği benim’ derdi. Oysa ki şimdi ‘ne kadar haftalık vereceksin?’ diye soruluyor.